Melik Koçak ile eğitimde cinsiyetçilik üzerine röportaj


“Varsa yoksa kadın, beden, cinsiyet, cinsellik engeli! E yoksa “makbul kadın” ve “makbul erkek”leri nasıl yetiştireceğiz? Toplumsal cinsiyet rollerini başka nasıl giydirecek ve bu eril sistemin devamlılığını nasıl sağlayacağız ama?”

Gülay Yaşar’ın, öğrenciler tarafından çıkarılan bir fanzinde yer alan ifadeler nedeniyle okul idaresince işten çıkarılan edebiyat öğretmeni Melike Koçak’la, yaşadığı süreç, okul idaresi-öğretmen-öğrenci üçgeninde ve eğitimde cinsiyetçilik konularında yaptığı röportajı yayınlıyoruz:

Geçen yıl Notre Dame de Sion yönetimi, öğrenciler tarafından çıkarılan bir fanzinin “kadın cinayetleri politiktir” sayısının “dozajını” fazla buldu ve buna “müdahale etmeme”ni gerekçe göstererek seni işten çıkardı. Lise öğrencilerinin kadın cinayetleriyle ilgili ürettikleri herhangi bir yayının okul yönetimini bu derece rahatsız etmesinin nedeni nedir? N’oldu o süreçte?

İşten çıkarılmadan önce benimle yapılan herhangi bir görüşme yok. Ben, işten çıkarıldığımı/atıldığımı, postayla gelen bir tebligatla öğrendim. Burada gerekçe belirtilmiyordu. Yaz tatili başlamıştı. Tebligat elime ulaştıktan sonra görüşmeye çağrıldım, sanırım 29 Haziran’dı. Orada birbirine benzer üç gerekçe söylendi, biri fanzindi. Ama bu sembolik olarak diğer iki gerekçeyi de taşıyordu. Ben bunları bianet’te “Bir Öğretmenin Haysiyet Mücadelesi” başlıklı yazımda apaçık ve detaylı anlattım. Süreçte tek bir yere röportaj verdim, o da okulun öğrencilere, velilere gönderdiği maili basınla paylaşmasından sonraydı. İş Mahkemesi’ne başvurduk, davayı kazandık. İşe iade edildim. Ancak okul, karara itiraz edip yargıtaya başvurdu. Dava, şu an yargıtayda. Ben çalışmıyorum.

Hep atlandı, bile isteye bence; “Tavuskuşu”, okuldan ve benden bağımsız bir dergi. Ben dahil, kimsenin söz söyleme, karışmaya hakkı, yetkisi yok. Öğrenciler burada kadın mastürbasyonunu anlatan “Altın Günü” adlı bir şiir/metin yayımlamışlar. Bazı metinlerde de “vajina”, “penis” kelimelerini kullanmışlar. Bu tonda, dilde, içerikte metinler varmış dergilerinde. “-mış” diyorum, zira ben atıldıktan sonra kendilerine “Yahu, ne var bu dergide bana bi gönderin bakayım.” dedim. Böyle okudum. 

4093_5

Bir de “Kadın cinayetleri politiktir” başlıklı dosya varmış. Bakın, bunun hikâyesini biliyorum. Özgecan Aslan’ın katledilmesinden sonra okulun yazı atölyesinde öldürülen kadınların ağzından mektuplar yazmıştı öğrenciler. Bunları bir kitapçık haline getirip okuldan basmalarını istedik. Burası uzun hikâye. Ben yine bianet’teki yazıya yönlendireyim merak edenleri. Okul bunları basmama kararı aldı, ben dolaylı yollardan öğrenmiştim bunu. Beni konuyla ilgili görüşmeye çağıran mail geldiğinde de önemli değil, görüşmeye gerek yok dedim sadece. Gerçi, bunlar da sonra “itaatsizlik” hanesine yazılmış ya, neyse! Oysa ben, önceki işlerimizden biliyorum ki tartışmaya gerek yoktu. Sonuçsuz bir mücadele. Ben de yorgunum. Ne pedagojik ne edebiyat/dil/kurmaca ne akademik ne de cinsiyet politikaları açısından ortak bir zemin bulamayacağımız bir tartışmaya girmeye gerek yoktu. Nasılsa esas olan öğrencilerle olandı. O yazma süreci, oradaki çalışmanın kendisiydi diyordum kendi kendime. Öğrencilere basılmayacağını söyledim. Yazılar, yazanındır. Onlar da bir kısmını fanzinlerinde basıyor.

Şimdi, ne rahatsız etti? Vallahi benim anlamam kolay değil! Yani ben öğrencilere hem “Bu böyle olmaz, böyle bir dil kullanamazsınız! Yasak, ayıp ve günah vs…” demeyenim hem de okulda yapılan çalışmayı okul basmayınca fanzinde yayımlayanım sanırım.

Röportajın devamı: http://marksist.org/icerik/Kadin/4093/8-Mart-dosyasi-Melike-Kocak-ile-egitimde-cinsiyetcilik-uzerine-roportaj