Hallaç


Leyla Erbil’in ilk okuduğum öykü kitabıydı. 1960’da yayınlanmış olması . . . O yılların daha çok ilerisinde. Sağlam, ama zor bir kitap. İnsanı hallaç pamuğuna çeviren öyküler. Adı gibi . Leyla Erbil hemen hemen bütün öykülerinde “nen” kelimesini kullanmış. Nen kelimesi adeta Leyla hanım ile bütünleşmiş. Çok hoşuma gitti bu. Günlük hayatımda bile cümle içerisinde kullanmaya başladım ben de fark etmeden. Nen var sevgilim gibi. Kitabındaki bir çok öyküsüne hayran kaldım, kendi üslubu ile yazdığı öyküler, noktalama işaretlerinin kendisince kullanımı ise de göze çarpan detaylardandı.

12346862_10206979328074629_774504702_n

Kitaba dair alıntılar;

  • Sevileri yaratmak gerek; demirimden, azotumdan, fosforumdan sunarım ona, şu şiltide biraz kösnü, şu cicimde ekin oksar,biraz saç ,biraz tırnak ,bakımsız kaslardan bir tutam…Al al kendimden gayrı nem varsa al.
  • Al öp : yetisizliğim, kaçaklığım, baskaldırmışlıģım, sığınmışĺığım, dişle, açıl, öykülen, benleş.
  • ,
    insanlar birbirlerini severler, sever mi sevmez mi bilmem ama bana ilişmedilerdi, hümanistimdir ben, bütün dünyadaki insanları severim…
  • 1415601_10207063348135078_944777749_n
  • Bi insanın,öbür insandan bi nen anlayamayışı. . .

12387844_10207014590356164_856274530_n

Kim bilir bu da yeni bi dindi, cezaevlerine özgü bi din.

12358428_10206979889088654_551681343_n

Yatak adlı öyküsünden alıntıdır.

“İyice güzel olduğum bi gündü. Yola çıkmadan önce, garın sinek pislikli aynasında bile görmüştüm bunu. Bakılası, konuşulası, ardına düşülesi bi günümdü. Kız birden, dergilerini yanına atıp nereye gittiğimi sordu. Aldırmayayım, duymazlıktan geleyim de, benim de onu hiç önemsemediğimi anlasın, içerlesin, dedim önce; ama üç dört saat daha bu odacıkta tutsak kalacağım düşünüyle yanıtladım onu. Kendisinin de oraya gittiğini söyledi. Sözden söze geçerek de, annesinden döndüğünü, iki yıldır evli olduğunu, kocasının kırk dokuz numara kundura giydiğini, sevişerek evlendiğini saydı döktü. Ağzını büzerek yarım yarım konuştuğundan, ne dediğini anlayamıyor, hemen hemen her sözünü yeniden söyletiyordum. Bu yüzden, tek konuşmalık süre katmerleniyor, konuları da ilgilendirmediğinden beni, yeniden sıkılmaya başlıyordum. Tüm yolcuların, yolcu olmayanların da, bi annesi, bi kocası-karısı, masası, boyu bosu vardı şüphesiz.”
“İncik Boncuk” adlı öyküden…

Öykü ile kalın. . .

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s