Geçmişten Bugüne Uzanan Köprü: Sabahattin Ali


SABAHATTİN ALİ

A. Ömer Türkeş;

Yenilmiş, silik, içine kapanmış bir insan kişiliği üzerine yapılmış çözümlemeler, o kişiliğin ardındaki çok zengin bir duygu ve düşünce dünyasının tasviri, kullandığı dilin sadeliği ve güzelliği, Kürk Mantolu Madonna’yı bugün de okunur, güncel kılan özellikler. Yazarın niteleyişiyle bu “uzun hikâye” bizlerde zaman duygusu hissettirmekte de olağanüstü başarılı. Hızlı bir tempoyla giden ilk bölüm, Raif’in gençliğini ve duygularını aynen yansıtır…

Behçet Çelik;

Kuyucaklı Yusuf’un önemi ve başarısı da toplumsal yapının, kasaba ve köy gerçekliğinin bir bireyin çatışmaları, iç dünyası, yalnızlığı ve sımsıkı tutunduğu değerler üzerinden anlatılmış olmasındandır. Romanın eskimemesini, daha ileri gidersek, bir roman, edebi bir eser olmasını, bugün de bir klasik eser olarak algılanmasını sağlayan da bunlardır. 

Alper Akçam;

Sabahattin Ali, edebiyattaki kategorik sıkıştırmalardan ve güdülenmiş sanattan uzak kalmaya çalışmış, kendine özgü (sanattan da beklenen budur elbette) bir sanat anlayışının temsilcisi olmuştur. Yeri geldiğinde romantik yanı ağır basmıştır; yeri geldiğinde yalın gerçekçi bir tutum içinde olmuştur. İnsan ve halk sevgisinin hep ağır bastığı özgür ruhlu bir yazardır o.

Haydar Ergülen;

Sait Faik ve Sabahattin Ali: Biri diğerini her zaman hatırlatan, çağıran son ünlü ikili. Belki edebiyat ve şiir dünyasında başka ikililer de oldu, olmuştur mutlaka, şimdi belleğimde yok, ama varsa da bu ikili kadar ünlü olmadıklarını biliyorum. Cumhuriyet dönemi Türk öykücülüğünün tartışmasız iki büyük, öncü ve kurucu ustası. Bu bakımdan Yahya Kemal ve Ahmet Haşim’in şiirdeki kurucu ustalıklarına benzer bir konumda oldukları söylenebilir.

521824_492832530784165_1910357767_n

Hülya Soyşekerci;

Sabahattin Ali, konularını toplumsal sorunlardan ve Anadolu yaşamından aldığı, gözlem ve yaşantılara dayanan öykülerinde gerçekçi bir tutumla, ezilen insanların acılarını, onların yaşadığı adaletsiz ve eşitliksiz ortamı işledi. Olay örgüsündeki sağlamlık, betimlemelerdeki ustalık ve ayrıntıların kullanılışındaki ölçülülükle, öykücülüğün önemli adlarından biri oldu. 

Ekrem Işın;

Refik Halit’in idealizmi uyuşturan Osmanlı taşrası, Sabahattin Ali’ye miras kalmıştı. Onun taşrası ise mutlaka uyandırılması, inşa edilen ulusun geleceğine ortak edilmesi gereken bir yaşam alanıydı. Aslında Sabahattin Ali yarı taşralı sayılırdı. Bu özellik Sabahattin Ali’ye bir taşra gözlemcisi olma özelliğini kazandırırken, yaşananlara içerden ve dışardan bakabilme ayrıcalığını da tanımıştı. 

Atilla Birkiye;

Gerek Kuyucaklı Yusuf gerekse Hanende Melek’in yazılma öncesi aşamalarının ele alınması kuşkusuz bir başka konu, bir başka alan (disiplin). Ancak Sabahattin Ali’nin romanı 1931-1932 yıllarında yazdığı (hazırladığı) biliniyor; belki de daha sonra elden geçirdi, ekledi çıkardı, değişiklikler yaptı. 

Deniz Gündoğan;

Sabahattin Ali 1937’de ilk romanı Kuyucaklı Yusuf’u kaleme aldığında ise halk şiirlerinin ruhuyla Anadolu yaşamını ve Anadolu insanını en hakiki biçimde ‒buradaki hakikatin anlamı büyük ölçüde “özgürlükten” geçer diyebiliriz‒ anlatır.

Dipnot: Notos dergisinden alıntıdır.